Şantiyede eriyen standartlar
Kış aylarında enerji faturalarının hızla kabarmasıyla birlikte, konutlarda yalıtım sorunu yeniden gündeme oturdu. Bursa gibi hızlı kentleşen bölgelerde soğuk yalnızca dışarıda değil; iyi yalıtılmamış duvarların ardından evlerin içinde de hissediliyor. Oysa 2026 itibarıyla Türkiye’de mevzuat düzeyinde enerji verimliliği konusunda ciddi bir boşluk bulunmuyor. 5627 sayılı Enerji Verimliliği Kanunu, TS 825 standardı ve Binalarda Enerji Performansı (BEP) Yönetmeliği yürürlükte ve güncellenmiş durumda. Ancak sahadaki uygulama, bu düzenlemelerle ne kadar örtüşüyor, tartışılır.
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin uygulama sahasında yapı ruhsatı alınırken TS 825'e uygun yalıtım projeleri ve Enerji Kimlik Belgesi (EKB) taslağı isteniyor. Yapı kullanma izni (iskan) öncesinde ise EKB’nin onaylı hali zorunlu. Fakat bu belgeler çoğu zaman yalnızca evrak tamamlamak adına hazırlanıyor. Gerçek ısı yalıtımı performansı şantiyedeki uygulama kalitesiyle ölçülür ve burada ciddi zaaflar var. Mevzuat, konut yapılarında ısı yalıtımını kâğıt üzerinde güvence altına alsa da; uygulama kalitesi büyük ölçüde şantiye vicdanına bırakılıyor.
Yapı denetim süreçleri çoğu projede yüzeysel kalabiliyor. Kalınlık ve malzeme onayları projede doğru görünse de, yerinde kontrol eksikliği nedeniyle düşük yoğunluklu malzemelerle uygulama yapılabiliyor. Bu da EKB’nin sahada bir güvence değil, yalnızca bir klasör kağıdı haline gelmesine neden oluyor. Üstelik konut kullanıcılarının önemli bir kısmı, EKB’nin konut değerine etkisini ya da faturaya yansıyan farkını bilmiyor.
Avrupa ile karşılaştırdığımızda tablo daha netleşiyor: Türkiye’de kişi başına düşen yıllık ısı yalıtım malzemesi kullanımı yaklaşık 0,21 m³, Avrupa’da bu değer 0,52 m³ seviyesinde. Bursa’nın dahil olduğu ikinci iklim bölgesinde önerilen yalıtım kalınlığı ortalama 4–5 cm, oysa Almanya, Avusturya gibi ülkelerde bu kalınlık 14–16 cm’ye kadar çıkıyor. Sadece standartlara değil, uygulama kalitesine de yatırım yapılıyor. Ayrıca Avrupa’da EKB belgeleri satış ve kiralama süreçlerinde aktif biçimde sınıflandırma ve fiyatlama aracı olarak kullanılırken, Türkiye’de ise çoğunlukla “zorunlu belge” olarak görülüyor.
2024 ve 2025’te yapılan mevzuat güncellemeleriyle Türkiye’de yeni yapılacak binalar için asgari C enerji sınıfı zorunlu hale geldi ve bina kabuğu analizi detaylandırıldı. Ama sahada bu teknik ilerlemenin karşılığı için dijital denetim ve yaptırım mekanizmalarının da güçlenmesi gerekiyor.
Sonuç olarak, Bursa özelinde ve genel olarak Türkiye’de enerji verimliliği mevzuat düzeyinde güçlü; uygulamada ise kırılgan bir zeminde ilerliyor. Sıkı şantiye denetimleri, müteahhitlerde kalite bilinci ve en önemlisi tüketicide talep farkındalığı gelişmedikçe, yalıtım bir hak olarak değil; “ekstra” bir özellik gibi algılanmaya devam edecek. Oysa 2026 Türkiye’sinde yalıtım; enerji tasarrufunun, çevresel sorumluluğun ve sürdürülebilir kalkınmanın temel bileşenlerinden biri olmak zorunda.

