Enflasyon düzenlemesi zorunluluktur
Kısa süre önce Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde kabul edilen yasa teklifi ile Vergi Usul Kanunu’na eklenen Geçici Madde 37 ile 2025, 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde enflasyon düzeltmesinin uygulanmaması yönünde karar alındı. Şüphesiz ki kamu maliyesinin dengeleri, bütçe disiplini ve vergi tahsilatının sürdürülebilirliği son derece önemlidir. Aşağı yukarı her ekonomik karar, farklı sektörlerde farklı etkiler üretir. Vergi Usul Kanunu’na eklenen Geçici Madde 37 ile 2025, 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde enflasyon düzeltmesinin uygulanmaması yönündeki düzenleme de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Genel vergi sistemi açısından “basitleştirici” bir adım olarak görülebilecek bu karar, ne yazık ki inşaat sektörü özelinde ciddi yapısal sorunlar doğurma potansiyeli taşımaktadır.
İnşaat sektörü, doğası gereği yıllara sari bir sektördür. Bir konut ya da ticari yapı projesi, çoğu zaman bir yılda başlayıp birkaç yıl sonra tamamlanmakta, satışların neticelenmesi daha uzun zaman almaktadır. Bu süreçte maliyetler; arsa, malzeme, işçilik, finansman ve ruhsat giderleri gibi çok sayıda kalemden oluşur ve yüksek enflasyon ortamında bu kalemler sürekli değişkenlik gösterir. Enflasyon düzeltmesi, tam da bu nedenle, muhasebe kayıtlarının reel durumu yansıtabilmesi açısından kritik bir araçtır. Yeni düzenleme ile enflasyon düzeltmesinin devre dışı bırakılması, maliyetlerin kayıtlı değerleri ile satış anındaki reel değerler arasında ciddi farklar oluşmasına neden olacaktır. Bu farklar, işletmelerin gerçekte elde etmediği, hatta çoğu zaman nakit olarak kasasına girmemiş tutarların kâr gibi görünmesine yol açacaktır. Sonuç olarak, müteahhitler reel olmayan, kazanılmamış bir kazanç üzerinden kurumlar vergisi ve aynı zamanda KDV ödemek durumunda kalacaktır. Bu durum yalnızca bugünün vergi yükü meselesi değildir. Aynı zamanda sektörün önünü görebilme kabiliyetini zayıflatan bir etkisi de vardır. Artan belirsizlik ve vergisel risk, firmaları kendilerini korumak adına ileriye dönük maliyetlerine ekstra pay eklemeye zorlayacaktır. Bu refleks ise ister istemez satış fiyatlarına yansıyacak, dolaylı olarak enflasyonist baskıyı artırıcı bir etki doğuracaktır. Ancak her sektör için tek tip uygulama, özellikle inşaat gibi uzun vadeli ve sermaye yoğun alanlarda istenmeyen sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle, enflasyon düzeltmesinin tamamen kaldırılması yerine, yıllara sari işler için istisnai ya da sektörel bir düzenleme yapılması daha adil ve rasyonel bir yaklaşım olacaktır.
Özetle, bu kararın niyetinden bağımsız olarak, inşaat sektörü açısından doğru bir karar olmadığını ifade etmek gerekir. Daha dengeli, reel durumu esas alan ve üretimi cezalandırmayan bir vergisel çerçevenin hem sektör hem de ekonomi genelinde daha sağlıklı sonuçlar doğuracağına inanıyorum.

