banner77

banner69

banner88

13.04.2026, 10:50 4

Savaş, enerji ve inşaat: Belirsizlik ortamında sektörü ayakta tutmak

Son dönemde küresel ölçekte artan jeopolitik gerilimler, özellikle enerji fiyatları üzerinden tüm sektörleri doğrudan etkileyen yeni bir dalga oluşturuyor. İran, İsrail ve ABD arasında tırmanan tansiyon; sadece bölgesel bir risk değil, aynı zamanda ekonomik dengeleri sarsan küresel bir kırılma noktasıdır. Bu sürecin en hızlı ve en sert yansımalarından biri ise hiç şüphesiz inşaat sektöründe hissedilmektedir.

İnşaat sektörü; çimento, demir, cam, seramik ve kimyasal ürünler başta olmak üzere enerji yoğun üretim süreçlerine bağlıdır. Enerji maliyetlerinde yaşanan her artış, doğrudan üretim maliyetlerine yansımakta; bu durum da konut fiyatlarında yukarı yönlü baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte belirsizlik ortamı, piyasada “bekle-gör” eğilimini artırırken, bazı üreticilerde stokta kalma ya da fiyatları öngörünün ötesinde artırma davranışına da zemin hazırlamaktadır.

Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin ve özellikle Bursa gibi deprem riski yüksek şehirlerin bir gerçeği var: riskli yapı stoku. Bu gerçek, inşaat sektörünün sadece ekonomik bir faaliyet alanı değil, aynı zamanda hayati bir zorunluluk olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla sektörün yavaşlaması ya da durması, sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir risk anlamına gelmektedir.

Tam da bu noktada, kamu otoritelerine önemli görevler düşmektedir. Öncelikle yerel yönetimlerin ruhsat süreçlerini hızlandırması büyük önem taşımaktadır. Enflasyonist bir ortamda zaman kaybı, doğrudan maliyet artışı anlamına gelmektedir. Aylar süren ruhsat süreçleri, hem yatırımcıyı zorlamakta hem de konut üretim maliyetlerini gereksiz yere yükseltmektedir. Daha hızlı, şeffaf ve dijitalleşmiş ruhsat süreçleri artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Diğer yandan, merkezi hükümetin inşaat sektörüne yönelik mali düzenlemeleri yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. Özellikle enflasyon muhasebesinin uygulanmaması, uzun üretim sürelerine sahip sektörümüzde fiktif kârlar üzerinden vergi yükü doğurmakta ve firmaların finansal dengesini zorlamaktadır. Bu durum, üretim iştahını azaltan kritik bir unsur haline gelmiştir.

Bununla birlikte konut piyasasının sağlıklı şekilde işlemesi için finansmana erişim hayati önem taşımaktadır. Bugün yüksek kredi faiz oranları, vatandaşın konuta ulaşımını ciddi şekilde zorlaştırmakta, talebi baskılamakta ve sektörün çarklarını yavaşlatmaktadır.

Bu noktada, konut kredi faiz oranlarının makul seviyelere çekilmesi, erişilebilir hale getirilmesi ve özellikle uzun vadeli konut finansman modellerinin devreye alınması büyük önem taşımaktadır. BES benzeri, devlet katkılı ve uzun vadeye yayılmış sistemler hem vatandaşın ev sahibi olmasını kolaylaştıracak hem de sektöre sürdürülebilir bir talep zemini oluşturacaktır.

Özetle; savaşın, enerjinin ve belirsizliğin gölgesinde ilerleyen bu süreçte, inşaat sektörünü ayakta tutmak sadece ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Riskli yapı stokumuzu dönüştürmek, güvenli şehirler inşa etmek ve sürdürülebilir bir piyasa dengesi sağlamak için; kamu ve sektörün birlikte, hızlı ve kararlı adımlar atması her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner100
13°
az bulutlu
banner62
banner89