banner77

banner69

banner88

19.05.2026, 12:05 4

Bir Peyzaj Mimarının Anneler Günü Notları

Bir peyzaj mimarı, bir kadın, bir anne ve bir evlat olarak geçtiğimiz günlerde Anneler Günü’nü annem ve kızımla birlikte Erdem Saker Botanik Parkı’nda geçirmek istedim.

Ve yalnız değildik…

Şehrin gürültüsünden, betonun yorgunluğundan, kimliksiz ve dili olmayan mekanlardan sıkılan binlerce insan da aynı yere akmıştı. Çünkü insan, doğaya ihtiyaç duyar. Sadece nefes almak için değil; ruhunu onarmak, zihnini dinlendirmek, çocuğunun elini tutup gerçekten “iyi hissetmek” için…

O gün parkta yürürken bir kez daha düşündüm:
Bir kente bırakılabilecek en büyük miraslardan biri nedir?

Bir bina mı?
Bir yol mu?
Yoksa insanların yıllar sonra bile minnetle anacağı büyük bir yeşil alan mı?

1998 yılında yapılan ve bugün 28 yaşına ulaşan Erdem Saker Botanik Parkı, yalnızca bir park değil; aynı zamanda Bursa’nın ekolojik hafızasıdır. Karbon yutak alanı, sosyalleşme mekanı ve kent yaşamının nefes koridorudur.

Bugün burada gölgesinde yürüdüğümüz ağaçlar bize önemli bir şeyi hatırlatıyor:
Doğa için atılan hiçbir adım kısa vadeli değildir.

Bir ağacın gerçek anlamda gölge oluşturabilmesi, karbon tutma kapasitesini artırması, oksijen üretmesi, biyolojik çeşitliliğe katkı sunması ve canlılara yaşam alanı oluşturması yıllar ister. Bugün dikilen bir fidanın gerçek etkisini çoğu zaman onu dikenler değil, çocuklarımız görür.

Belki de mesele tam olarak budur:
Kendinden sonraki nesli düşünebilmek…

Bugün “nesiller arası adalet” dediğimiz kavram tam da bunu anlatıyor. Yalnızca bugünün ihtiyaçlarını değil, gelecekte yaşayacak insanların ve tüm canlıların hakkını da gözetmek…

Çünkü iyi insanlar yalnızca kendileri için yaşam alanı üretmez.
Kendisinden sonrakiler için de nefes bırakır.

Bu yüzden bugün Bursa’da hâlâ nefes alabildiğimiz bu büyük yeşil alan için Erdem Saker ve emeği geçen herkese minnet duymak gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bir belediye başkanının adı bazen bir binayla değil, yıllar sonra hâlâ gölgesine sığınılan ağaçlarla hatırlanır.

Kent hafızasına sahip büyüklerimden dinlediğim kadarıyla Botanik Park yalnızca bugünkü haliyle düşünülmemiş. Parkın devamında yürüyüş yolları, basketbol ve voleybol sahaları, tenis alanları, olimpik yüzme havuzu ve büyük rekreasyon alanlarını birbirine bağlayan kapsamlı bir yaşam sistemi planlanmış.

Yani mesele insanların doğayla bağ kurabileceği bütüncül bir yaşam kültürü tasarlamakmış.

Ne yazık ki görev değişiklikleri nedeniyle bu vizyonun tamamı hayata geçirilememiş.

Bugün hâlâ kentlerimizde “şu kadar metrekare yeşil alan yaptık” söylemini sıkça duyuyoruz. Oysa mesele yalnızca sayı değil; o alanın nasıl çalıştığı…

Bir park;
karbon tutabiliyor mu?
Gölge oluşturabiliyor mu?
Çocukların yazın gündüz vakti vakit geçirebileceği serin alanlar sunabiliyor mu?
Kuşlara, böceklere, toprağa ve diğer canlılara yaşam alanı oluşturabiliyor mu?

Çünkü küçük cep parkları tek başına yetmiyor.
Karbon tutma kapasitesi oluşturması, oksijen üretmesi, biyolojik çeşitliliği artırması ve yaban hayatını desteklemesi için kentlerin büyük rekreasyon alanlarına ve ekolojik koridorlara ihtiyacı var.

Ağacı olmayan ne kadar çok park var hiç dikkat ettiniz mi?
Yaz sıcağında gündüz oturamadığınız, çocuğunuzu götürmek istemediğiniz her park bunun en açık kanıtı aslında.

Çünkü gölgesi olmayan bir park yalnızca boş bir sert zemin alanına dönüşüyor.

Doğa ise yalnızca insana hizmet etmez.

Doğa ana;
kuşa da hizmet eder,
arıya da,
toprağa da,
ağaca da…

Ve aslında tüm bunları koruduğunda insan yavrusunu da korur.

Belki bu yüzden Anneler Günü’nde insanlar soğuk mekanlara değil, ağaçların altına gitmek istedi.
Çünkü insan bazen farkında olmasa da, kendisini en güvende hissettiği yer doğanın kucağıdır.

Bir annenin annesi ve kızıyla birlikte aynı ağacın gölgesinde yürüyebilmesi…
Belki de gerçek medeniyet tam olarak budur.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner100
13°
az bulutlu
banner62
banner89