Bu ülkede dürüst kalmak çok mu zordur?
Bir bina yükselir.
Projesi çizilmiş, ruhsatı verilmiş, denetimden geçmiş görünür. Her şey yerli yerindedir; en azından kağıt üzerinde öyle sanılır.
Sonra bir gün bir iddia çıkar ortaya.
Bir ayrıcalık tanınmıştır, bir sınır esnetilmiştir, bir şeyler olması gerektiği gibi olmamıştır denir. Kim haklı, kim değil; tartışma uzar gider.
Ama tartışmanın değiştirmediği bir şey vardır:
O bina yerinde durmaktadır.
İçinde hayat devam eder. İnsanlar o binaya sadece para değil, güven de yatırır. Duvarlara yaslanırken, aslında görünmeyen bir sisteme dayanırlar.
Deprem geldiğinde ise o sistem ortadan kaybolur.
Ne süreç kalır ne gerekçe ne de o gerekçeleri üretenler.
Geriye sadece çıplak bir sonuç kalır.
Çünkü o an, bir binanın nasıl savunulduğu değil, nasıl çöktüğü belirler her şeyi.
Ve her seferinde aynı boşluk göze çarpar:
Kararı veren yoktur. İmza atan yoktur. Denetleyen yoktur.
Ama enkaz altı boş değildir.
Altında kalanlar, o binanın doğru yapıldığına inanmak zorunda bırakılanlardır. Başka seçeneği olmadığı için güvenenlerdir.
Sorumluluk yukarıda kaybolur, ama sonuç asla kaybolmaz.
Ve en sonunda gerçek, bütün tartışmaları susturacak kadar nettir:
Bir yerde hata yapılmışsa, onun bedelini hatayı yapanlar değil,
o hatanın içinde yaşamak zorunda kalanlar öder.
Ve biz her seferinde aynı gerçeği biraz daha geç fark ederiz:
Bir bina duruyorsa, sadece ayakta olduğu için güvenli sayılır.
Ta ki konuşma sırası betona gelene kadar.

