Türkiye’de 2011 yılından bu yana yeni binalarda, 2020’den sonra ise mevcut tüm binalarda Enerji Kimlik Belgesi (EKB) zorunlu hale geldi. Ama şunu dürüstçe sormamız gerekiyor: Bu belge gerçekten binanın enerji performansını iyileştirmek için mi alınıyor, yoksa yine bir “formaliteyi tamamlama” meselesine mi dönüştü?
Sahada çalışan biri olarak söylemeliyim ki; EKB çoğu zaman ne kullanıcı ne de üretici tarafında yeterince ciddiye alınmıyor. Oysa bu belge, bir binanın enerji tüketimini, yalıtım kalitesini, ısıtma-soğutma sistemlerinin verimliliğini ve genel çevresel etkisini gösteren teknik bir rapor. Yani sadece “kağıt üstü” değil, binanın yaşam süresi boyunca hem kullanıcıya hem çevreye etkisini belirleyen bir göstergedir.
Yeni projelerde EKB artık kullanma izni yani iskan için zorunlu. Ancak çoğu müteahhit ya da proje yöneticisi bu belgeyi “en düşük eforla alma” yoluna gidiyor. Hedef genellikle 1 Nisan yönetmeliği ile B olan sınıfı yakalamak, çünkü hem ruhsat alınabiliyor hem de ekstra maliyete girilmiyor.
Peki bu “B sınıfı yeter” anlayışı bizi nereye götürüyor?
Aslında EKB’nin amacı, kullanıcıları daha verimli ve çevre dostu binalara yönlendirmek. Ama belgeyi kimse okumuyor. Satılık ya da kiralık ilanlarında EKB bilgisine yer verilmiyor. Binanın A mı, C mi, G mi olduğu çoğu zaman kimsenin umurunda olmuyor. Çünkü henüz enerji verimliliği, pazarlama değeri olan bir özellik haline gelmedi.
Denetim sürecinde ne durumdayız?
Yapı denetim firmalarının EKB konusunda sorumluluğu sınırlı. Ancak yine de projede kullanılan malzeme, yalıtım kalınlığı, mekanik sistemler gibi unsurlar dolaylı olarak EKB’ye etki ediyor.
Burada da çelişkili bir durum ortaya çıkıyor: EKB tasarım aşamasında hazırlanıyor ama uygulama bu tasarıma sadık kalıyor mu, gerçekten kontrol ediliyor mu? Çoğu zaman hayır. Hangi pencere kullanıldı, hangi yalıtım uygulandı, hangi sistem devreye alındı — bunlar sahada gerektiği gibi denetlenmeyince, kağıt üzerindeki EKB anlamını yitiriyor.
Bugün enerji faturaları herkesin belini büküyor. İyi tasarlanmış ve verimli bir binada yaşamak, sadece çevre için değil, kullanıcı cebi için de önemli.
EKB’nin gerçekten içeriğine göre sınıflandığı, kullanıcıların bu belgeyi ev seçerken dikkate aldığı, müteahhitlerin A ve B sınıfı belge almak için emek verdiği bir sistem, hem çevreyi korur hem sektörü ileri taşır.
Ama bunun için EKB’nin bir evrak değil, bir kalite göstergesi olduğunun fark edilmesi gerekiyor.
Enerji Kimlik Belgesi, çevre dostu binaların ilk adımı. Ancak bu adımın yere sağlam basabilmesi için, bilinçli uygulama, doğru denetim ve kamuoyu farkındalığı şart.
Eğer sadece “dosyada dursun” diye belge alınıyorsa, sürdürülebilirlikten söz etmek ne yazık ki mümkün değil. Belki de artık bu belgeyi değil, arkasındaki niyeti sorgulama zamanı gelmiştir.