banner31

banner24

19 Aralık 2018 Çarşamba

Kentsel Dönüşüm Stratejileri / Katılımcılık

24 Şubat 2015, 18:39
Kentsel Dönüşüm Stratejileri / Katılımcılık
Doç. Dr. Murat Taş
 19. yüzyıl sonlarında sanayileşmenin yaşandığı kentlere farklı bölgelerden gerçeklesen göçler, sağlıksız çalışma koşulları yaratmıştır. Olumsuz yasam koşulları bu bölgelerin sağlıklaştırması yönünde projeler üretilmesine, yasal düzenlemelere gidilmesine neden olmuştur. İlk kentsel yenileme eylemleri, özellikle İngiltere’de gözlemlenmiştir. Hızlı sanayileşme, kırsal kesimden kente göç ve kentleşmenin hızla devam ederek kent dışına doğru yayılması nedeniyle oluşan sefalet yuvaları diye adlandırılan çöküntü alanları alanlarının temizlenmesiyle başlamıştır.

Türkiye’de ise 1950’lilerde başlayan sanayileşme, kırsal kesimden kentlere göçü hızlandırmış gecekondulaşma sürecini başlatmıştır. Örneğin ilk 5 yıllık kalkınma/sanayileşme planı ile İstanbul Türkiye’nin lokomotif sanayi kenti ilan edilmiş, Bursa, İzmit, Adapazarı, bu lokomotif sanayiyi destekleyen yan sanayilerin kurulacağı alanlar ilan edilmiştir. Bu sebeple 1960’lı yılların başında Türkiye’de ilk organize sanayi bölgesi Bursa’da kurulmuştur. Bursa’da bugünkü yaşanan kentsel sorunların temelini o dönemde bu kararın gereğini yerine getirecek sağlıklı kentleşme politikalarının gereği gibi gerçekleştirilememesi oluşturmuştur. Hızlı sanayileşme ile gerçekleşen göçler sebebi ile yoğun nüfus artışının yaşabilir sağlıklı alanlarda yaşaması için gereken çalışmalar yapılamamıştır. Hemen tüm kentlerimizde yoğun bir gecekondulaşma ve yasadışı kaçak yapılaşma görülmüştür. Kentlerimiz kendi yerel kimliklerinin getirdiği potansiyeller dikkate alınmadan çarpık yapılaşmıştır. 1990’lı yıllara kadar çıkarılan af yasaları da kentsel dönüşüm çalışmalarının başlamasını geciktirmiştir.

1999 Marmara Depremleri ile kentsel dönüşüm kavramı Türkiye’nin gündemine girmiştir. İlk dönüşümler deprem sonrası kalıcı konut uygulamaları olarak kendisini göstermiştir. Ancak barınma sorununun hızla çözülebilmesi için kullanıcı ve hak sahiplerinin talepleri ve yerel potansiyeller dikkate fazla alınmadan yapılan kentsel uygulamaların çoğu şu an sorunludur. Kalıcı konut uygulamalarında katılımcılık konusunda ne yazık ki iyi bir sınav verilememiştir.

Özellikle dar ve orta gelir gruplarının yaşadığı bölgelerde kentsel dönüşüm uygulamalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bölgelerde yaşayan insanların kendilerine özgü ekonomik ve sosyo kültürel yaşam alışkanlıkları ve beklentileri bulunmaktadır. Sonuçta kentsel dönüşümün nihai etkilenenleri bu kesimdir. Bu sebeple kentsel dönüşümün amacına ulaşabilmesi için yerel kimliği oluşturan bu kesimin beklentileri iyi saptanmalıdır.

Bir yandan bu beklentiler maksimum derecede karşılanmaya çalışılırken bir yandan da modern kent yaşamının gerekleri de karşılanmalıdır.

Kullanıcıların ve hak sahiplerinin bireysel çıkarlarının yanı sıra sağlıklı ve yaşanabilir kent olmanın gerekleri olan ulaşım, sağlık, eğitim, spor, park/dinlenme rekreasyon, sanayi, ofis ve ticaret alanları ile tarihi ve doğal değerlerin korunması da hedeflenmelidir. Aynı zamanda uygulamaların girişimci ve yatırımcılar için ekonomik ve özendirici olması da gözetilmelidir.
6306 sayılı Afet Riskli Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun kentsel dönüşüm uygulamalarının sağlıklı yapılabilmesi için önemli bir fırsattır. Kanun her ne kadar afet riskli alanların dönüştürülmesini öngörse de sadece sağlamlaştırma amaçlı bir dönüşümün yetersiz kalacağı açıktır. Disiplinlerarası ve çok yönlü çalışmalar yapılmalıdır.
Kentsel dönüşüm çalışmalarının ana unsurları kamu, özel sektör, gönüllüler ve halktır.

Kamu sektörü: Belediyeler ve Bakanlık, tetikleyici, yönetici ve kamusal fayda arayıcı ve denetleyici rolü ile öne çıkmaktadır.
Özel sektör: Yatırımcılar ve müteahhitler, girişimci, uygulayıcı ve ekonomik fayda sağlayıcı özelliğe sahiptir.

Gönüllü kuruluşlar: Üniversiteler, Meslek Birlikleri, Sivil Toplum Örgütleri ise vizyon belirleyici, bilgilendirici, dengeleyici ve yönlendirici olmalıdır.
Yerel halk: Kullanıcılar, kentliler ve hak sahipleri, talep edici, doğrudan etkilenen ve bireysel fayda bekleyen grubu oluşturmaktadır.
Kentsel dönüşümlerin başarıya ulaşmaları için sürecin tüm aktörlerinin kendilerini yeterince ifade edebildikleri, karşılıklı güven ortamına dayalı katılımcı bir ortamın oluşturulması gerekir. Bu aynı zamanda demokratik yönetim anlayışının bir gereğidir.

Kentsel dönüşümden doğrudan etkilenecek kullanıcıların ve hak sahiplerinin sürece katılımı olmazsa olmaz ön koşuldur.

Katılım sağlamanın yöntemleri ise;
• Kamu kurumları ile toplantılar
• Geçici işbirlikleri
• Bilgilendirici halk toplantıları
• Kamuoyuna duyurmak üzere yayınlar, ilanlar, broşürler vs.
• Oturumlar, seminerler, paneller
• Danışmanlık komiteleri ve meclisleri
• Anketler
• Referandumlar
Kentsel dönüşüm projeleri, kentsel yenileme, kentsel yeniden canlandırma, kentsel yeniden oluşturma, kentsel sağlıklaştırma, kentsel koruma gibi tanımları bünyesinde barındırır. Kentsel dönüşüm projelerinin farkı, bünyesinde barındırdığı tüm tanımlamalar çerçevesinde belirli bir kent parçasını ele alıp, bu bölgeyi farklı sektörlerden oluşan gruplar ile stratejik eylem planları oluşturarak, kentin sosyo-ekonomik, fiziksel, kültürel tüm problemlerini bir bütün olarak ele alıp, sağlıklı ve yaşanabilir yapma çalışmalarıdır.

    Yorumlar

YAZARLAR Tümü
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
E-GAZETE
  • KONUT VE YAPI - SEKTÖRÜN BULUŞMA NOKTASI - EYLÜL-ARALIK 2016
  • KONUT VE YAPI - SEKTÖRÜN BULUŞMA NOKTASI - TEMMUZ - AĞUSTOS 2016
ARŞİV